– Show arabasından Audi Q7’nin üretimine geçen 3 sene
– Daha önce kullanılanlardan daha yoğun simulasyon
– Ses, his ve koku gibi “yumuşak faktörler” önemli rol oynadı

Q7'nin Doğuşu: 1- Dizayn

Audi AG Yönetim Kurulu başkanı Prof. Dr. Martin Winterkorn Q7 ‘yi şu sözlerle açıklıyor: ”Audi Q7, Audi’nin daha keşfetmediği alanları simgeliyor. Şu anki pazarda hem spor ve dinamik hemde büyük iç hacim sunan, çok özellikli bir off-road aracı bulunmamaktaydı. Bütün özellikleri bir arada toplayarak belli bir ürün çıkarmak üretim ve geliştirme takımları için çok özel bir projeydi.”

Audi teknik geliştirme departmanında toplam 5000 kişi çalışmakta. Bu 5000 kişinin çoğu Audi’nin içinde AU 716 kod adıyla isimlendirilen Q7 projesinde görev aldı. Audi Q7 gibi bir araç yaratmak için geliştirme departmanının yanında birçok departmanında çalışması gerekti ve gösterdikleri dikkat ve çalışma bu endüstrideki en karmaşık olanlardan biri.

Q7'nin Doğuşu: 1- Dizayn

Dizayn:

Yeni bir araba alırken ilk once dikkat edilen husus görüntüsüdür yani diğer bir deyişle dizaynıdır. Yeni bir araba projesi ortaya atıldığında dizaynırlar ilk başvurduğunuz kişilerdir. Onlar yeni bir fikre şekil verirler. Audi Q7 için bile herşey kağıt ve kalemden başladı. Kanadalı Audi dizayn müdürü Dany Garand Audi Q7 ‘yi şöyle açıklıyor: “Audi Q7’nin yaratılması hepimiz için çok özeldi. Audi için yepyeni bir kapı açmamız ama Audi izlerini ve şuanki dizaynımızı taşımamız gerekiyordu. Pazardaki diğer jipler gibi olamazdık.”

Audi Q7 Avrupa, Amerika ve Asya pazarları için yapıldığı için, bir çok değişik isteği karşılamak zorundaydı. Bu yüzden aracın genel büyüklüğü, toplam 7 kişilik oturma kapasitesi ve farklı iç ve dış renk temaları düşünüldü.

Audi’nin büyük jip klasmanındaki aracı için ilk somut adım 2002’nin ortalarında atıldı. O sıralarda Detroit Araba Fuarında basına sunulan Audi Pikes Peak Konsepti, tüketicilerden çok olumlu eleştiriler almıştı. Bu yüzden Audi Q7’nin temelini Pikes Peak’in oluşturması düşünüldü ve böylece sıfırdan başlamayarak Audi büyük bir zaman tasarrufu yapmıştı.

Gövde tasarımcısı Satoshi Wada’ya göre konsept şu şekilde kelimelere dökülmeliydi: ” Audi Q7 yükseklik, genişlik ve uzunluk açısından homojen bir tasarımdı. Ön tarafı kısa biterken, arka kısımda lastikten sonra daha uzun bir bölüm mevcuttu. Tıpkı Audi A6 gibi, dizayn 2 kısıma ayrılmıştı. Üst kısımda spor ve zarif gözükürken, alt kısma baktığınızda spor ve sağlam bir görüntüsü vardı. Audi Q7 ‘ye özgün tasarımı veren değerler ise, coupe tarzı tavan kısmı, dik sayılabilecek ön ızgara ,yeni tek parçadan oluşan arka farlar ve büyük jantlar.”

Audi Q7 ‘nin iç kısmında ise adacıklı bir tasarıma gidildi. İç tasarımcı Uli Beierlein bu tasarımı tek renkli materyalden üretilen genel tasarımın, işlevsel öğeleri taşıyan küçük adacıklar tarafından rahatsız edilmesi olarak tanımlıyor. İç kısım temiz çerçevesi ve kullanılan maddelerin ve işçiliğin kalitesinden dolayı, tüketicide uzun süren bir rahatlık oluşturuyor.

Bu noktada devreye renk ve biçim tasarımcısı Ute Grönheim giriyor. Çok dikkatlice hangi maddenin nasıl bir tonda nerede kullanılacağını kararlaştıran Grönheim renklerin önemini şu sözlerle anlatıyor: “Kullanılan renkler ve maddelerin doğası, size o arabanın sahibi hakkında birçok şey söyleyebilir. Bir arabanın rengi gözünüze çarpan ilk şeydir ve bu yüzden duygularınızı harekete geçirmek için büyük bir etkendir.”

Audi Q7 tam tamına 11 renk seçeneği ile gelirken, eğer içinde ağaç kaplaması isterseniz, 3 çeşit tür bulunuyor ve bunlardan biri sadece Japonya’da yetişen bir ağaçtan imal edildi.